HRİSTİYAN GAZETE


TÜM MEZHEPLER, TÜM ETNİK KÖKENLER İÇİN HABERLER, DUYURULAR, TANITIMLAR VE ARŞİV


Hakkımızda | Editörden | Köşe Yazarlığı | Hristiyanlık Forum | İsa Mesih | Hristiyanlık | İncil | Hristiyan Olmak | Chat Sohbet | İncil TV | Facebook | Twitter | Youtube | Google +




GÜNLÜK BÜLTEN ABONELİĞİ

Email adresinizi yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri kutucuğa yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize bir onay emaili gönderilecektir. Bu onay emailindeki linke tıkladıktan sonra aboneliğiniz başlayacaktır. Eğer email bülteni aboneliğinde sorun yaşıyorsanız; hristiyannet@gmail.com adresine email atınız.


SİTE İÇİ KELİME ARAMA MOTORU


Garbis Zakaryan: “En büyük arzum Türk bayrağı ile gömülmek”





Tarih: 19/06/2011

Kategori: Haberler


Garbis Zakaryan: “En büyük arzum Türk bayrağı ile gömülmek”

Garbis Zakaryan Türkiye’nin ilk profesyonel boksörü. Bir zamanlar Spor Sergi Sarayı’nda 5 bin kişinin önünde dövüşür, biletleri yok satarmış. Garbis Zakaryan bugün 80 yaşında. Ermeni asıllı olan boksörün hayat hikayesi ‘Altın Kalpli Eldiven’ adı altında bir kitapta toplandı. Bir hayat hikayesini fotoğraflarla ölümsüzleştiren bu kitap Türk boks tarihinde gezinti yaparken, Garbis Zakaryan’ın ağzından hayatını da anlatıyor….

Garbis Zakaryan 1930’da Bitlisli bir baba, İstanbullu bir anneden dünyaya gelmiş. Ermeni asıllı olan Garbis Zakaryan’ın ailesi kıtkanaat geçiniyormuş. Babası sağlık problemlerinden dolayı çalışamıyor, annesi trikotaj atölyesinde kazandıklarıyla aile geçimini sağlıyormuş. Bu nedenle eğitim hayatını ilköğretime kadar tamamlayabilmiş küçük Garbis. Ailesine destek olabilmek için hep çalışmak zorunda hissetmiş kendini. Beyoğlu’nda sabahları gazete dağıtıcılığı, öğleden sonraları ise bir çorapçı dükkanında çalışmaya başlamış. Sonraları da Elmadağ’da Rum bir otomobil ustasının yanında çırak olarak işe girmiş. 14 yaşında Hasnun Galip Sokak’taki bir lokalde izlediği maçlarla başlamış boksa merakı. Antrenmanlara katılıyor, müsabakaları izliyormuş. Hayalinde oto tamirciliği yatsa da, boksa olan merakı hayalinin önüne geçmiş.

Fiziki yapısı boksa uygun görülmemiş

Boksör olmaya karar verdiğinde çok çalışması gerektiğine karar vermiş. Galatasaray Spor Kulübü’ndeki hiçbir müsabakayı kaçırmaz, boks maçlarını pür dikkat seyredermiş. Sabahları 4-5 kilometre koşar, antrenmanlara katılırmış. Boksör olmak istediğini söylediğinde ailesi şiddetle karşı çıkmış. Ağabeyi “Bu işi bırak, boks senin yapacağın iş değil” demiş.

Aile de ağabeye hak vermiş. Bir tek eniştesi Siragan ona destek olmuş ve “Boksu bırakmayacak!” diyerek destek vermiş Garbis’e. Beyoğlu Spor Kulübü’ne müracaat ettiğinde yıl 1944’müş. Çok zayıf olması, fiziki yapısının henüz gelişmemesi ilk müracaattan olumsuz yanıt almasına sebep olmuş. Garbis Zakaryan’ı bu olay hırslandırmış. Çok geçmeden dayanmış kulübün kapısına. Yine reddedilmiş. Yılmamış. Araya tanıdıkları soksa da olmamış. Sonunda bu sevdadan vazgeçmeyeceğini anlayan kulüp yöneticileri Garbis’i kabul etmiş.

İlk başarısı Boğaziçi Boks Şampiyonluğu

Antrenmanlar maçlar derken boksta merdivenleri yavaş yavaş çıkmaya başlamış Garbis Zakaryan. Başarısını fark eden cemaati, Taksim Spor Kulübü’nün formasını ıslatmasını istemiş. Hiç vakit kaybetmeden ağır siklet Şahan Minasyan ve Vasken Lusikyan’la birlikte Taksim Spor Kulübü’nde boks şubesini kurmuşlar. Garbis Zakaryan, aralıksız sürdürdüğü çalışmaların ödülünü ise çok geçmeden almış. İlk resmi galibiyeti Boğaziçi Boks Şampiyonluğu’yla gelmiş. Şampiyonluğuna en çok sevinen ise başından beri ona güvenen eniştesi Siragan’mış. Böylece profesyonelliğe ilk adımını atmış Garbis Zakaryan.

O dönemde Türkiye Boks Federasyonu profesyonel lisans verme hakkına sahip değilmiş. Bu nedenle Garbis Zakaryan lisansını Avrupa Boks Birliği’nden almış. Böylece profesyonel olarak çalışmaya başlayabilmiş. Ve ardı ardına profesyonel olarak 51 müsabakaya katılmış. Dönemin en azılı rakibi Garbis için Taki Zyaris olmuş. İkilinin maçları hep çekişmeli geçmiş. İlk müsabakalarını Garbis askerdeyken yapmışlar. Askerden zar zor izin alan Garbis Zakaryan, rakibinin karşısına antrenmansız çıkmış. Maçı kaybetmiş. Rövanşında ise komutanlarının izniyle bir ay çalışma fırsatı yakalamış ve dönemin en dişli rakibini yenmiş. Askerlik dönemi iki yıl sürse de, mesleği için en önemli adımları askerliği sırasında atmış. Garbis Zakaryan askeri üniforması için bugün hala “en kutsal formam” diyor.

Askerlik döneminde aklı hep güzeller güzeli Ersilya’daymış. Garbis Ersilya’ya otomobil tamirhanesinde çalışken rastlamış. İlk görüşte aşık olmuş genç kıza. Ersilya tamirhanenin önünden her gün geçer, Garbis ise “Aah ah beni öldürüyorsun. Allah’ını seversen yapma bana bu eziyeti” diye iç geçirirmiş. Bir gün Ersilya Garbis’in laflarını duymuş, hoşuna gitmiş. O da Garbis’le ilgilenmeye, tamirhanenin önünden geçerken ona kaçamak bakışlar fırlatmaya başlamış. Sonunda tanışmışlar. Duyguları karşılıklı olduğu için mutlu birliktelikleri kısa sürede ilerlemiş. Dönemin zor şartlarında nişanlanmış, Garbis Zakaryan askerden dönünce de evlenmişler. Garbis ve Ersilya Zakaryan bugün 56 yıllık evli. Uzun ve mutlu birlikteliklerinden iki de oğulları var: Kaspar ve Arto. Garbis Bey’in profesyonel boks hayatı eşinin desteğiyle hızla ilerlemiş.

Ersilya Hanım çocukları yetiştirirken Garbis Zakaryan da turnuvadan turnuvaya koşuyormuş. Ersilya Hanım, eşinin boks yapmasından yana değilmiş. Nedeni ise onu ringde görmeye dayanamamasıymış. Eşinin canının yanması onun canını da acıtıyormuş. Ersilya Hanım eşinin bir kez nakavt olduğunu görmüş ve bir süre maçlarına gitmemiş. Aslında Garbis Zakaryan pek nakavt olan bir boksör değilmiş. Spor yaşamı boyunca iki kez nakavta uğramış. İlki İzmir’deki turnuvaymış. İkincisi ise Fransız boksör Rene Brunet tarafından olmuş. 7 raundu üstün götürmesine rağmen rakibi son rauntta Garbis’in açığını yakalamış ve onu nakavt etmiş. Garbis Zakaryan profesyonel olduktan sonra dünyayı gezmeye başlamış, İran, Lübnan, Arjantin, Brezilya, Almanya, Fransa gibi birçok ülkede Türk bayrağını gururla taşımış. Hatta Londra Olimpiyatları’na gidecek Milli Takım kadrosuna seçilmiş, ancak çeşitli imkansızlıklardan dolayı Milli Takım olimpiyatlara katılamamış.

Spor yaşamına binlerce müsabaka sığdıran Garbis Zakaryan, Fransız rakibi Titi Clavel’i ise unutamıyor. Titi’yi Fransa’da izleyip etkilenen Garbis Zakaryan efsane boksörün tüm taktiklerini beynine kazımış. Bir gün Titi Clavel, Garbis Zakaryan’la maç yapmak isteyince teklifini hiç tereddüt etmeden kabul etmiş. Pek çok kişi maça çıkmamasını, Titi’nin sert karakterli biri olduğunu söylese de Garbis bu laflara hiç kulak asmamış. Fransız boksörü 7. rauntta nakavt etmiş. 1964’te de Lübnanlı Maroun Jeres’i yenerek Ortadoğu Şampiyonluğu unvanını almış. Beyrut’taki rövanşını da kazanmış. Garbis Zakaryan kendinden sonraki boksörlere de destek vermiş. Avusturya’da antrenörlük ve çalışma belgesi almış. Türk boksunun önemli isimlerinden Cemal Kamacı’nın profesyonelliğe adım atmasında Garbis Zakaryan’ın desteği büyük. Cemal Kamacı’nın bir süre sonra menajeri olmuş. Onun başarısı da başarısızlığı da ünlü boksörü etkilemiş.

Garbis Zakaryan sağlığına hep dikkat etmiş. Eşi Ersilya perhizini bir gün olsun bozmasın diye onu hep takip etmiş. Hayatı boyunca ne sigara ne de alkolün tadına bakmış. Ancak yaptığı sporun olumsuzluklarını ister istemez her maç sonrası yaşamış. En üstün olduğu maçta bile darbe almış. En kısa 1 haftada kendine geliyormuş gelmesine ama her tarafı günlerce ağrıyormuş. Eşi ise acısına dayanamaz, başında beklermiş. Mesleği ona birçok sanatçıyla tanışma fırsatı vermiş. Müziğe merakı olan Garbis Zakaryan’ı İzmir doğumlu Fransız şarkıcı Dario Moreno, antrenmanlarında izlemeye gelmiş. Ünlü ses sanatçısı Enrico Macias ile aynı törende ödül almış.

Türk Sanat Müziği’ne merakı olan Garbis Zakaryan’ın en sevdiği şarkıcı ise Muazzez Abacı. Garbis Zakaryan binlerce kez ringe çıkmış ama en çok göğsünde taşıdığı ay yıldız ona gurur vermiş. Milli Takım’la çıktığı maçları unutamıyor. Maç biletleri karaborsaya düşen Garbis Zakaryan, amatör olarak 200, profesyonel olarak 51 kez ringe çıkmış. 22 yıl süren boks yaşantısını 1966’da noktalamış. Garbis Zakaryan’ın en büyük arzusu, öldüğünde formasında şerefle taşıdığı Türk bayrağı ile gömülmek. Geçen yıl vefat eden boksör arkadaşı Vedat Karakurum’un cenazesinin Türk bayrağına sarıldığını görünce çok duygulandığını söylüyor: “Umarım ölünce beni de Türk bayrağına sarılı tabuta koyarlar. En büyük arzum ve dileğim bu… Politikayla işim olmaz. Ben bu topraklarda doğdum, bu topraklarda büyüdüm, mutlu oldum ve bu topraklarda öleceğim.”

POSTA.COM




















Sitedeki içeriklerden içerik sahipleri sorumludurlar, bir yazının sitemizde yayımlanmış olması; sitemizin ilgili yazıyı onayladığı ya da desteklediği anlamına gelmez.